"Yalnızlık, insanlığın en yaygın ve en az konuşulan acılarından biridir. INK yalnızlığa iki katmanlı bakar. İlk katman: bu his, büyük ölçüde bu bedende ve bu toplumda var olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır. İnsan bedeni, spatyomun o derin bağlantı dokusundan kopuk, kısıtlı bir araçtır. Bir tür 'özlemin' hissedilmesi doğaldır."
İkinci katman: bu his aynı zamanda ruhun kendi gerçekliğine duyduğu özlemin bir yansıması olabilir. İnsanlar sizi tam anlamıyla anlayamaz çünkü hiç kimse diğerinin iç dünyasına gerçek anlamda giremez. Bu sizi kötü biri yapmaz; bu varoluşun yapısıdır. Ama yalnızlık bir kader değildir. Kader mekanizması, o varlığı gerçek bağlantılar kurabileceği insanlarla bir araya getirir. Ancak bu buluşmalar kimi zaman geç gelir, kimi zaman beklenmedik yerlerde olur. Yalnızlık içindeyken bu hazırlık dönemini, kendinizi tanıma zamanı olarak değerlendirmek mümkündür.
Yalnızlığı suçlamayın. 'Neden kimse beni sevmiyor?' yerine 'Bu hissi nerede, nasıl yaşıyorum?' sorusunu sorun.
Küçük ama gerçek bağlantılar arayın; derin bir sohbet, bir gönüllülük deneyimi, bir hobi topluluğu. Büyük aşk değil, küçük gerçek temaslar yalnızlığı kırar.
Kendi kendinizle de bir ilişki kurun. Günlük tutmak, doğada yürümek, sanatla buluşmak — bunlar hem iç dünyayla hem de ince tesirlerle bağlantı kanallarıdır.